Yalan, Yalan çeşitleri ve Yalandan Kurtulma Yolları

 

YALAN SÖYLEMEYİ NASIL ÖĞRENİYORUZ?

Yalanın da aynen doğru gibi patolojik ve normal fonksiyonları vardır. Bir çocuk belirli bir bilişsel düzeyin olgunluğuna ulaşmadan ne yalan söyleyebilir, ne de doğruyu. Bir dereceye kadar doğruluğun doğruluğu sorgulanmalıdır. İç dünyayı dış dünyadan ayrımlaştırabilmek için sorgulama konusunda kişinin kendisini geliştirmesi esastır. Yalan aynı zamanda kandırma kavramının farkındalığını da gerektirir. Aksi taktirde bir insan başka bir insanı gerçek dışı bir şeye nasıl inandırabilir.

 

YALANIN GELİŞİM SÜREÇLERİ

Her biri diğeriyle iç içe olmasına rağmen yalan söylemenin gelişim süreci üç aşama halinde incelenir.

1)Çocukluğun ilk yılları 2-6

2)Ergenlik 6-12

3)Yaşlılık12-18 yaşlar arası

Hangi gelişim süreci olursa olsun çevre faktörü dikkate alınmalıdır.

Çocukluğun ilk yılları:Çocukların kaç yaşında yalan söylemeye başladıkları bir tartışma konusudur. Bir çocuğun tam anlamıyla yalan söyleyebilmesi için diğer insanların düşüncelerinden haberdar olması gerekir. Bazı araştırmacıların belirttiğine göre çocuklar 3,5 yaşına kadar karşıdaki kişilerin fikirlerinden habersizdir. Araştırmacılar çocukların gelişimlerinin ilk yıllarında kandırma ile ilgili davranışları toplumsal yaşamda büyükleri memnun etmek ya da cezadan kaçmak için önceden öğrendikleri tepkileri sergileyerek geliştirdiklerini belirtirler.

Woolf çocukların dört yaşından önce yalan söyleyemeyeceklerini çünkü gerçeğin bile farkında olmadıklarını ifade eder. Woolf’un yalanın başlangıcı olarak belirlediği yaş bir çok araştırmacı tarafından çürütülmüştür. Yapılan bir araştırmada ağabeyi ortalıkta yokken döktüğü sütün suçunu ona atan iki yaşındaki bir erkek çocuğu ve kendi kendini dövüp başka bir çocuğun bunu yaptığını belirten 2,5 yaşındaki bir kız çocuğu örnekleri verilmiştir.

Yalan fantezileri üretmek olgunlaşmamış anlayışsız ebeveynler tarafından stresli ortamlarda yetiştirilen çocukların gösterdiği bir özelliktir. Yalan fantezileri üreten bir çocuk dileklerinin gerçek olmasını diliyor demektir.

Ergenlik:Ergenlik öncesi dönem çocukların nasıl iletişim kuracaklarını, neyi dışarı vereceklerini, neyi içerde tutacaklarını ve nasıl kandırıp yalan söyleyeceklerini öğrendikleri dönem olur. Çocukluğun ilk yıllarında doğrunun tüm çıplaklığıyla söylenmesi hoş görülse de ergenlik çağına gelen çocuklara bunun tam tersi öğretilir. Ergenlik çağındaki bireylere insanları üzecek gerçekleri söylememeleri öğretilir. Cinsellik, para, uyuşturucu ve alkol ile ilgili aile sorunları sır olarak saklanır. Çok gizli sırları olan aileler dışarıya sır vermemek için aşırı gayret sarf ederler. Sonuçta ergenlik çağındaki çocuklar yavaş yavaş hile ve yalan içerecek şekilde bilgi, fikir, duygu ve düşüncelerini toplumdan saklamaya ve yerine göre göstermeyi öğrenmeye başlarlar. Bu bir dereceye kadar her ailede öğretilir.

Genç Yetişkinlik:Genç yetişkinlerin maruz kaldıkları psikolojik baskılar sevgiliden ayrılma cinsel dürtüler gibi yalanın bir hastalık belirtisi olarak ortaya çıkmasına kadar gidebilir. Özerk bir birey olmaya çalışan genç yetişkin anne-babasından bağımsız kararlar almaya çalışırken yalana sığınabilir ya da anne babasına karşıt tepki geliştirerek patolojik bir boyutta doğrucu olup çıkabilir. Bu durum iç hesaplaşmalar yaşayan genç yetişkinin vicdanını rahat hissetmesini sağlayabilir.

YALANIN GERÇEKLİĞİ VE SOSYAL ÇEVRE

Çocukların söyledikleri yalanlar ve geliştirdikleri fantezilere karşı ebeveynler ve diğer insanların gösterdikleri tepkiler kadar önemli diğer bir husus ise çocukların başkaları tarafından yalan söylemek zorunda bırakılma durumudur. Çocuklara verilen her söz yerine getiriliyor mu? Ebeveynler çocuklarına yalan söylüyorlar mı? Esasında hiçbir aile dürüst olmaz. Fakat aileler arasındaki dürüstlük derecesi gözle görülür derecede farklılıklar gösterebilir.

 

YALAN DÜRTÜSÜNÜ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

A) Cezadan Kaçmayı Sağlayan Yalanlar

Cezadan kaçmayı sağlayan yalanlar çocukluğun ilk yıllarında söylenen yalan çeşitlerinden biridir. Örneğin: Vallahi o camı ben kırmadım, Vallahi arkadaşıma ben vurmadım vb. bu sebepten dolayı yalan söylemek yetişkinlik çağında da olsa ortaya çıkabilir. Trafik cezasına çarptırılacak bireyin alkollü olduğu halde bunu inkâr etmesi.

B) Özerklik Duygusunu Sağlamaya Yarayan Yalanlar

Yalanla özdeşleştirilen en önemli gelişim davranışı bireyselleşmedir. Çocuklar ebeveynlerini kandırma becerilerini geliştirerek onların düşüncelerini kontrol edemeyeceklerini öğrenirler. Daha ileri ki yaşlarda başkaları tarafından kontrol edilmeyi engellemek ve bağımsız bir birey olabilmek için gayret sarf edilir.

C) Saldırganlık Sergileyen Yalanlar

Toplumumuzda en öfke yaratan duygulardan biri kendine yalan söylendiğini fark etmesidir. Bu insanda aptal yerine konma, aldatılma ve kandırılma duygularını yaratır. Yalanlar sözel saldırganlık olarak algılanır.

D) Güçlü Olmayı Sağlayan Yalanlar

Bu olgu uluslar arası politikalarda göze çarpar; devletler, silah, sanayi, ekonomi ve endüstri ile ilgili araştırmaları büyük bir gizlilik içinde yaparlar. Ayrıca, özellikle ordu ve diplomatik konularda yanlış bilgi verilir. Kendilerini güçsüz hisseden insanlar güçlerini arttırmak için yalana başvururlar.

E) Dileklerinin Gerçekleşmesini Sağlayan Yalanlar

Bu tür yalanlar 4-7 yaşları arasında oldukça yaygındır. Bu yaştaki çocuklar gerçekleri sorgulayamadıkları için olsa gerek dileği gerçek ile karıştırırlar. Bu yüzden de cümlelerinde hiç “Keşke, umarım, inşallah” gibi terimler kullanmazlar. Ebeveynler böyle durumlarla iyi başa çıkabilirseler çocuklarının gerçek ve sağlıklı fantezi arasındaki farkı belirlemelerine de yardımcı olabilirler.

Çocuklarının dileklerinin gerçekleşmesi için söyledikleri yalanlar oldukça normal görülebilir. Ancak bu tür yalanlar yetişkinlik döneminde devamlılık gösterirse patolojik sonuçlar ortaya çıkabilir.

 

KİŞİNİN KENDİSİNİ KANDIRMASINI SAĞLAYAN YALANLAR

İnsanlar davranışlarını ve yaptıklarının sorumluluğunu mantığa bürünme yoluyla açıklarlar. Bu yüzden gerçek dürtülerini, güdülerini ve ihtiyaçlarını hem kendilerinden hem de diğer insanlardan gizlerler. Aynı zamanda kişinin başarısızlık ve zayıflıklarını ört bas etme gayretine de yalanlar aracılık ederler. Yalan var olan sorunu gizler. Kişi yalan söyleyerek acıdan ve kederden uzak durmaya çalışır. İnsanların neden yalan söyledikleri konusunda yapılan araştırmalarda ulaşılan sonuçlar şu şekildedir;

1)Benlik saygısını korumak

2)Güçlü olmak

3)Kimlik kazanmak amacıyla insan hem kendine hem de başkalarına yalan söyler.

 

KİŞİLİK VE YALAN İLİŞKİSİ

Kişi günlük hayatta karşılaştığı sorunların üstesinden gelmek ve toplumun doğrularına karşı direnmek için kendi içsel dünyası ve dış dünya ile ilişkilerini güçlendirmeyi hedefler. Yalan ile özdeşleşmiş dört bozukluk belirlenir. Bunlar antisosyal, histiriyonik, sınırda ve narsistik kişilik bozukluklarıdır.

Bu kişilik bozukluklarının ortak özelliği psikiyatrlar tarafından belirtildiği üzere belirli bir temadan sapma eğilimidir. Aralarındaki fark davranış değişikliklerinde ortaya çıkmaktadır.

Biraz önce yalanın kişilikle olan ilişkisi üzerinde durduk. Bu kişiliğe sahip bireyler ahlâksız ya da kötü olarak damgalanmamalıdır. Her bir kişilikte yalan söyleme nedeni başa çıkma mekanizması olarak faydalı bulduklarından yalana başvururlar. Gerek iç gerek dış dünyanın sorunlarıyla başa çıkabilmek için yalanı çıkar yol olarak görürler.

Anti-sosyal  kişiliği olan bireyler profesyonel bir yalan söyleyebilme özelliğine sahiptirler. Çünkü bu tip kişiliklerde yalan ekmek parası kazanmalarına dahi yardımcı olur. Öz denetimi ve doğruyu, yanlıştan ayırt etme mekanizması olmadığı için bu tip bireyler doğruyu saptırırlar, insanların onların istediklerine boyun eğmek zorunda bırakırlar.

Aynen anti-sosyal kişiliğe sahip bireydekiler gibi histiyorik kişilik özelliğine sahip bireyler de yalan söyleme konusunda salt suçlu değildir. Histiyorik kişilik bozukluğuna sahip kişiler değişik amaçlarla yalan söylerler. Amaçları kendilerini insanlara kabul ettirip, ilişkilerinde rahat etmektir. Sevilmek ve onay görmek için yanıp tutuşmaktadırlar. Doğruya saygıları azdır. Doğruyu abartıp kendilerine göre yorumlayarak dramatik bir atmosfer yaratmaya çalışırlar. Hem anti-sosyal hem de histerik kişilik bozukluğunda olan bireyler insanların beyinlerini okumada usta olduklarından herkesin duymak istediği şeyleri söylerler.

Sınırda kişilik bozukluğu olan bireyler de yalanlar duygusal açıdan zedelenmiş benliğin ürünüdür. Sürekli fantezi geliştirirler. Duygularını çok az kontrol edebilmekte, söylediklerini çok az denetleyebilmektedirler. Zaman zaman  dileklerinin gerçekleşmesi için yalan söylerler. İncindiğini hissettiklerinde veya birisini kıskandıklarında saldırganlaşırlar ve öfkelenirler.

Narsistik kişilik bozukluğu olan bireyler benlik saygısını korumak için yalan söylerler. Muhteşem benliğinin yaratacağı planlar narsistik kişilik bozukluğunun bir özelliği olarak becerilerinin önüne geçmiş ve bu boşluğu yalan ile doldurmaya çalışmışlardır. Öylesine kendi kendileriyle haşır neşirlerdir ki başkalarının üzerinde bıraktıkları etkinin farkına bile varmazlar. Diğer insanları kendileri kandırdıkları kadar kandıramamışlardır. Yargıları hatalı olduğundan gerçeği sorgulamada beceriksizdirler.

Açıklanan dört kişilik bozukluğuna (Anti-sosyal, histiyorik, sınırda ve narsistik) sahip bireylerin nörobilişsel açıkları vardır. Bu açık onların gösterdikleri belirtileri bir nebze de olsa tanımlamaktadır. Bu bireylerin yalanları hatıraların temporal bölgede değerlendirilmesi sırasında ortaya çıkan güçlükleri kolaylaştırır. Sokak loblarındaki fonksiyon eksikliği düşünmeden hareket edilmesine neden olurken yargılama eksikliğine yol açar.

Sonuç olarak bu tip bireyler günlük bilgileri gözle görülür şekilde farklı algılamakta ve yansıtmaktadırlar. Söyledikleri yalanlar, ilişkilerini ve yaşamlarını yansıtmakta ve etkilemektedirler. Daha ileri vakalarda, gerçeğin ne olduğunun farkında bile değildirler.

 

YALANLARI YAKALAMAK MÜMKÜN MÜ?

Gözü gören, kulağı duyan herkes hiçbir ölümlünün sır tutamayacağını bilir. Dudakları kımıldamıyorsa parmak uçlarıyla konuşur. Kişinin açık olan her hücresinden dışarı aldatma kandırma ile bile sızar.

                                                                                                                                Freud

İnsanlar yalanları yakalayabilir mi?

Hepimiz yeni bilgileri değerlendiririz. Yeni bilginin doğruluğu için geçmişteki bilgilerimizi yeni bilgiyle karşılaştırırız. Eski bilgiyle uyuşmayan yeni bilgi bizi rahatsız ederse kendimizi kandırma ihtiyacı doğar. Bu ihtiyaç kendimize ve başkalarına yalan söylememize neden.

Peki yalan söyleyen kişiyi anlayabilir miyiz?

Sesin tonu, ritmi, kelimelerin vurgusu, yüz ifadesi, kol, bacak, beden hareketleri, şakakların atması, ellerin titremesi vb. psikolojik testlerle çoğu zaman belki. Bir hipoteze yalan söyleyen kişi doğru söyleyene nazaran daha kaygılı, suçlu, tedirgin ve güvensiz durmaktadır. Kişideki heyecan inanılmama, yanlış yapma, suç işlemekten kaçınma durumlarından dolayı daha da artmaktadır. Kişi böyle bir durumda öfkeli ve saldırgan olacaktır.

Daha önce aktardığımız psikolojik testler yani yalanı ortaya çıkaran sözel olmayan ipuçları nelerdir?

Bunlar %100 yalan göstergesi olmasa da şu şekilde gruplayabiliriz:

Sözellik ve Sesin Kullanımı:Yalan söyleyen kişi olumsuz cümle kurar, konuşurken genellemeler yapar, sorulara cevap vermekten kaçınır. Cevap vermeden önce beklerler, dilleri sürçer, sesleri yükselip alçalır ve yavaş konuşurlar.

Yüz İfadesi ve Fizyolojik Tepkiler:Yalan söyleyen kişi göz göze gelmekten kaçınır. Elini kolunu oynatır, ört bas için gülümser. Gözbebeği büyüyebilir çünkü korku ve kaygı söz konusudur. Ayrıca kızarma, bembeyaz olma, terleme, soluk alıp vermede sıklaşma olabilir.

Gülümseme Çeşitleri

Samimi gülüş:Elmacık kemiği kası dudak kenarlarını yukarı kaldırır. Dudak yayılır, göz altları torbalanır vb.

Sahte gülüş:Samimi gülüşün asimetriğidir. Göz kenarındaki kaslarda hareket yoktur. Ayrıca korku, hor görme, Chaplin  gülüşleriyle hafif gülümseme vardır.

Vücut Hareketleri:Kişi yalan söylediği için vücut hareketlerinde azalma olur. Bazı evet anlamında ya da hayır anlamında sallamak, güvenirlik için bir kaşı yukarı kaldırma vb. değişebilir. Örneğin başı anlamlı bir şekilde öne doğru sallamak (evet anlamında) hayır cevabının yalan olduğunun bir ip ucu olabilir.

 

Yalanı Yakalamayı Öğrenebilir miyiz?

Yalanı yakalama işine sözel ve sözel olmayan ipuçları (mesajları) yakalamakla başlayabiliriz. Eğer insanlar yalan söylerken dışarıya ipuçları veriyorsa ve bazıları bu ipuçlarını yakalayabiliyorsa eğitilebilirler. Böylece göndericiye odaklandıklarında doğruyu yakalayabilirler.

Yalanı yakalamayla ilgili 7 ipucu vardır.

1)Sahte gülümseme                                                                                                                                                                  

2)Başı hareket ettirme                                                                                                                                                         

3)El-kol işaretleri

4)Sesin yükselip alçalması                                                                                                                                              

5)Az konuşma

6)Boşlukları doldurma (mmm. aaa gibi)

7)Konuşmanın içeriğiyle uyumsuz sözel olmayan hareketler söyleme

Sonuç olarak yalanın büyüğü küçüğü olmaz Ve fark edildiği anda önlemi alınmalıdır.

 ORTAOKUL REHBERLİK SERVİSİ